29 Ocak 2012 Pazar

Bir Kişilik//



Hep söylerim hayat bir kişiliktir, yaşadıkların bir, dostlukların bir, sevişmelerin-sevmelerin bir, acılar bir, mücadelen bir, aldığın nefes bir, ağlamaların bir kişiliktir, susmaların.. Bunu inatla kabullenmediğimiz için sürekli hayaller kurarken kendimizi onların enkazında ağır yaralı buluruz.  Sonra o yaraları sarmakta bir kişiliktir, bilmeyiz. Bu satırların bularında gülümsersin bir kişilik.

Hayata katmak istediklerimiz vardır böyle en mükemmelinden, hayat bizden en mükemmellerimizi çalar o ara, bir kişi kalırız. Mesela bir’ilerine dert anlatmaya çalıştığımız gün kaybederiz, bir’ilerine değer vermeye teşebbüs ettiğimizde suç üstü yakalanır, bir kişi müebbet mahkumluklar yaşarız. Neden mi? Biz alışkınız kirlenmek için büyümeyi, büyümek için küçülmeyi seçmeye. Cevabımızı başkalarında, suçu, hatayı başkalarında aramayı iyi biliriz ama soruyu hep kendimize sorarız, ironiktir bir kişilik.

Geçen gün bir kişilik bir sevgi yaşıyorum gene soba sıcaklığının yanında aklımda sen, bir kişi. Kudret yaratmaya çalışıyorum kendimde, sadece bana yetecek kadar bir kudret. Mahalle bakkalının ithamlarından sıkılıyorum, başa al diyorum tekrar soracağım; kendi tebessümümün arasına sıkışmış bir içtenlikle ‘Selamun Aleyküm buralarda var mı bir kişilik bir yer?’ diyorum cevapsız kalıyorum. Ve bir kişilik seviyorum seni o kadar yoğun, bunaltıcı ondan sana gelemiyorum. Bir kişilikti ya hani hayat, bir kişisin ya sen bende epeyce, zaten bu bir kişilik hayatım sadece senden ibaret yanlış olmasın oradaki bir kişi ben değilim sensin.

Bana biraz huzur lütfen, bir kişilik. İçinde sen olsun sade, yalın.


13 Ocak 2012 Cuma

Yanaklarım Kırmızıydı//


Henüz 6 yaşımdaydım, daha yeni etraftaki cisimleri anlamlandırmaya başlamışım falan.  Mesela artık o ‘ğın ğın’ değil araba yada ‘apça’ değil amca.. İtiraf etmesi zor yanakları kızarıyor adamın ama sonuca odaklanılması gerektiğine inandığım için, sizde öyle yaparsınız zaten artık çişimi tutabiliyorum. Mahallede lafım da geçmeye başladı ha çift kalelerde falan, hele topta benimse değmeyin keyfime5’te devre 10’da biter dedim mi 9-9 olursa skor 11’e uzar hepsi bu, kuralları ben koyuyorum. O zamandan belliymiş aslında insanlar eşit değilmiş. Yaptırım gücü yada imkan kimdeyse onun dediği oluyormuş. Neyse ne diyordum, artık eskisi gibi değildim. Yukarı mahalleden bir kız var her akşam banyo yapıyorum ellerim buruşana kadar onun yanına gittiğimde temiz kokayım diye ama işte kendimi maça bi kaptırdım mı ter falan yalan oluyordu tabi. Görmeniz lazım ama kız ne kadar güzel anlatamıyorum. Mesela babam eve gelirken iki tane çikolata getiriyor biri ablama biri bana ben benimkini yemiyorum, ablamı kandırıp onun çikolatasını da alabilmek için ablamın her dediğini yapmak zorunda  kaldığımı bile hatırlarım, pembe dizi bile izledim acı gerçek. Sırf var ya ona çikolata götürdüğümde birlikte yiyelim de ne kadar romantik biri olduğumu anlasın diye. İlk aşk tabi heyecan had safhada yanına gittiğimde yanaklarım gene kıpkırmızı. Bu kısmı çabuk geçmem lazım hatırlaması bile kötü gerçi  bende de pek bir karanlık o dönemler. Malum kara gün  gelmişti erkek olmak gerek, sünnet olacağız işte, kestik. Yani film çekimi gibi düşünün ben kestik dedim burada, gerisini siz anlayın.
Dedim ya o zamandan belliymiş eşiklik yokmuş. Bir gün bunlar ileride yeni yapılan siteye taşındılar sitede pek bi afili kendi oyun parkı bile var içinde kaykaylar falan ühüü neler neler. Ama dışarıdan kimseyi sokmuyorlarmış neymiş efendim sadece sitede oturanlar oynayabilirmiş biz çok ses yaparmışız. Eyvallah dedim bende, kafam attı o günden sonra bir kere daha görmeye gitmedim onu zaten. Delikanlıyız ya, gururluyuz tabi.
Şimdi büyüdüm denebilir askerlik falan da kapıda ara sıra yaptığım haylazlıklar geliyor aklıma gülüyorum, masumane. Hep dua ediyorum Allah’ım diyorum bana benim gibi bir evlat vermek ki uğraşamam. Annemin beni kapıda çırıkçıplak soyarak kucağında banyoya taşıdığı günler falan, mahallenin tüm çamuruyla gelirdim kapıya. O zaman böyle asfalt betonda değildi ya yerler malum Rize’de de hep yağmur yağar her yer çamur.
Neyse nerden geldik buraya yaşım 6’ydı o zaman ekmek almaya ben giderdim hep, söylene söylene. Anne beni ekmek almaya göndersene diyesim bile var artık, özledim çokça.
İnsan eşit değil, kiminin tüpü hemen bitebilir, kiminin ekmeği ama herkes bunları hemen bulamaz, alamaz. Kimileride bolluk içinde saltanat sürer.
Anladığım şu sanırım, genel olarak bu kainattaki döngüden; Bazen kafandakilere yakın birini bulursun, uzaktadır o. O'na gitmek istersin gidemezsin, kendinden gidersin sonra.Tek ortak payda gitmek olur. Gitmek parantezine al bi önceki cümlelerimi. Yanaklarım kızarıyor pek belli edemem ama aklıma sen geldiğinde.

Ekmek bitmiş sanırım ekmek almaya gidiyorum ben, görüşürüz..Unutmadan insan olan insanlar eşittir. 

2 Ocak 2012 Pazartesi

Arkamı Döndüm Kusura Bakma//


  Hepimiz kocaman korkak cesurlarız da bunu ne denli itiraf edebiliriz? Neyi isteriz ne olmalıdır bilir miyiz? Sunulana razı olmayı neden seçeriz? Kaç kere sorular sorduk, bir cevap olmasa da? Hissiyatları göreceli kavramları sevdiğimiz herkesi, sevdiğimiz her şeyi neden en sonunda mafettik hep? Hangi geceyi sevdik hangi gündüzden nefret ettik? Hangi dudaktı dokunmak istediğimiz, biz hangi yalan bakışlara aldandık? Biz neden hep haklıydık neden hep suçladık? Neden sarhoşken hep daha bi içtendik? Hangi rol bizimdi, biz hangisini “oynadık”? Sonunda neden sürekli yalnız kaldık? Ne kadar güçlüydük aslında anlatırken, meydan okurken, eşrafa bir nara daha atarken? Hep fark etmez devam ederiz dedikte neden yarı yolda tökezledik? En iyi zamanlarımız ne kadar rezilliklerle doluydu kimleri acıttıkta bununla yüzleşemedik? Olmayacak bir şeyi hayal edince sahip olabiliriz sandıkta e şimdi neden tekrar hayal kurmak zorundayız? Yorgun olduğumuz her rüyadan sonra neden hep bir omuza ihtiyaç duyduk? Duyduk da bulduk mu? Tutunmaya değer tüm hatıralara neden ya bakamadık ya da karartıp bıraktık?  Neden kapıları kapadık dışarıda kalan üşürse diye sormadık? Ya dışarıda kalan olsaydık? Ya da ordaydık biz farklı sandık?
            Yanı başımızda ne masallar anlatıldı da biz neden hep mutlu sonlara inandık? Sonu olan şeyin mutluluğu olmayacağını göremeyecek kadar salak mıydık? Hep şu duyguyu yaşamak zorundaydık “Günahlarımızın bedelini ödemek” iyide hangisi benim günahımdı ki günahkar olmayı isteyen kimdi? Ellerim uzanmadı hani dedim ya hepimiz kocaman cesur korkaklarız inanmadık hep bir sonra ki safhaya sarkıttık ve ateşler altında sözde kahramancılık oynadık. Verdik ya hepimiz almadan. Hepimiz doğruyduk ya e kimdi yanlış olan? Yanlış olmaktan bu kadar neden korktuk, onaylanmamaktan? Ne uğruna savaştın ne uğruna kaybettik ya da kazandık? Hepsi komikte savaşıyor muyuz onu bile bilemedik. Verdiler aldık, sundular yedik, güldüler güldük, ağladılar biz gene güldük, acıttık gene güldük, acıdık gene güldük, hep güleriz biz, gülmek iyidir gülünce korkmamış gibi duruyorsun ya sen gülümsemeye devam et gene çok güçlü kal öyle sanalım ama ben gülmüyorum artık. Artık en azından biraz da olsa korkmuyorum ve somurtabiliyorum sadece kendim için ve asabiliyorum suratımı en ayıp günahları işlediğim halde en masuma kıydığım halde en kötü hep ben olduğum halde. Şimdi yanacak mıyım bende? Ben susmuyorum devam ediyorum. Hiç gülmeyecek olmaktan da kaybetmiş bulunmaktan da zafer sarhoşluklarının uzağında da..

“Arkamı döndüm kusura bakma.”