Hep söylerim hayat bir kişiliktir, yaşadıkların bir,
dostlukların bir, sevişmelerin-sevmelerin bir, acılar bir, mücadelen bir,
aldığın nefes bir, ağlamaların bir kişiliktir, susmaların.. Bunu inatla
kabullenmediğimiz için sürekli hayaller kurarken kendimizi onların enkazında
ağır yaralı buluruz. Sonra o yaraları sarmakta
bir kişiliktir, bilmeyiz. Bu satırların bularında gülümsersin bir kişilik.
Hayata katmak istediklerimiz vardır böyle en mükemmelinden,
hayat bizden en mükemmellerimizi çalar o ara, bir kişi kalırız. Mesela
bir’ilerine dert
anlatmaya çalıştığımız gün kaybederiz, bir’ilerine değer vermeye teşebbüs ettiğimizde
suç üstü yakalanır, bir kişi müebbet mahkumluklar yaşarız. Neden mi? Biz
alışkınız kirlenmek için büyümeyi, büyümek için küçülmeyi seçmeye. Cevabımızı
başkalarında, suçu, hatayı başkalarında aramayı iyi biliriz ama soruyu hep
kendimize sorarız, ironiktir bir kişilik.
Geçen
gün bir kişilik bir sevgi yaşıyorum gene soba sıcaklığının yanında aklımda sen,
bir kişi. Kudret yaratmaya çalışıyorum kendimde, sadece bana yetecek kadar bir
kudret. Mahalle bakkalının ithamlarından sıkılıyorum, başa al diyorum tekrar
soracağım; kendi tebessümümün arasına sıkışmış bir içtenlikle ‘Selamun Aleyküm
buralarda var mı bir kişilik bir yer?’ diyorum cevapsız kalıyorum. Ve bir
kişilik seviyorum seni o kadar yoğun, bunaltıcı ondan sana gelemiyorum. Bir
kişilikti ya hani hayat, bir kişisin ya sen bende epeyce, zaten bu bir kişilik
hayatım sadece senden ibaret yanlış olmasın oradaki bir kişi ben değilim
sensin.
Bana
biraz huzur lütfen, bir kişilik. İçinde sen olsun sade, yalın.