26 Aralık 2011 Pazartesi

Değil //


Biraz uykusuzluk var buralarda, biraz beyazlamış su, sigara dumanının kötü kokusu sinmiş kağıdın orasına burasına, çokça senden bahsediyor hepsi toplanmış bana inat, kaleminde pek yazası yokta ben zorluyorum işte uyutmadım onu’da.  Hepsi bir kenara da bu ışık ara sıra sönüyor tekrar yakıyorum neden diye sorarsan hiçbir fikrim yok. Saat geç olmuş epeyce, az öncede senle konuştuk senin haberin yok biliyorum da, söyledim şimdi öğrendin sayıyorum. Burası soğuk ama sen yoksun diye değil mevsim normalleriyle alakalı. Ha benim üşüme nedenim mevsim normalleriyle mi alakalı? Ona da -değil. Uzun uzun sana anlatırdım ama uyuyorsun, bir ara konuşuruz gene. Geçen gün dikkatimi çekti,  ihtimalleri değerlendiriyordum.  Dikkat etmeyi unuttuğum imla kuralları var sen’in yanına hemen virgülsüz, bağlaçsız ben’i yerleştiriyorum.  Kendimi rahatlatma metotlarımda var bak işte Allah istedi falan diyorum, hani küçükken tabağımızın hepsini bitirmezsek çok günah olurdu ya onun gibi biraz. Ben olmasaydım, sen olurdum.  İhtiyacım olur muydu bilmiyorum ama çok zaman oluyor sana dokunmak istediğim.  Karanlıkta herkes birbirine benzer mesela, duygularda. İçim o kadar karanlık ki bütün duygular sana benziyor. Bahsi geçmişti az önce. Işık ara sıra sönüyor tekrar yakıyorum diye; ışığı yaktığım zaman bana, kapandığında sana benziyorlar.  Yürürken nubuklarım ayağımı vuruyor. Sırf sen böyle seversin diye sesimi çıkaramıyorum, selpak koyarım topuklarıma ama o’da erkek adam yakışmaz işte, aramızda kalsın. Uzaklık neden bu kadar anlamsız geliyor bilmiyorum. Çok yakın olsak ne değişirdi. Seni gene bu kadar çok istemez miydim? Hadi sen cevapla bunu sigara yakmam lazım.
Geldim, cevabı buldun bence kaldığım yerden devam ediyorum.  Ne diyordum en son? Hah buldum. Geçen gün aklıma geldi ihtimalleri değerlendiriyordum. Saatin seninle nasıl geçtiğine dair hesaplamalar yapıyorum ara sıra, gereğinden çok daha hızlı birbirini takip eden akrep yelkovan ikilisi çıkıyor karşıma. Benim matematiğim mi kötü ki? En çok istediğim kısım şu olsa gerek ve muhakkak anlaşmamız gereken nokta;  herkes en iyi olduğunu yapsa hani sen dünyada karşı koyamayacağım tek gülüşe sahip o gamzelerinle bana baksan hep, yalnızca. Bende ölürken seni yanımda götürsem. Arkamda bırakırım falan sanmamıştın değil mi?
Küfür yok cümlelerimde aslında sevmem bilirisin ama bazende anasına avradına sayasım gelmiyor değil. Ama sayıyor muyum -evet sayıyorum. Bu da benden olsun diyorum bunu da yaz. 'Kolundan tutup aklıma getiyorum seni' sonra sakinleşiyorum.
Uyurken bile sana sarılım ben, özlediğim tüm huzur anlarından uzak kaldığım gecelerde. Bu kadar sıradandı işte. Çokça sen’li.

17 Aralık 2011 Cumartesi

Başlık'sız//


Bir sen olacaksın yanımda. Bagajda sadece içkilerimiz birde siyah atletim, mavi elbisen’in yanında. Öyle günler öncesinden hazırlamayacaksın bavulunu her zaman yaptığın gibi. Dedim ya sadece mavi elbisen. Tamam ruganlarını da al sustum. Ama yanımızda tek çağ’a ait şey o şırıltılı, hiçbir zaman doğru frekansı tutturamayan radyo olacak. Bize benzetiyorum onu ondan. Harita olmasa da olur senin eşsiz ama hep yanlış yöne saptıran hislerini kullanacağız yoldayken. Yanlış yolda olmak bir yerde durup beklemekten iyi’dir derler ya hani, yanlış yerlerde yalnız olacağız, ikimiz. Poğaça da yaparım hem, acıkırsak yeriz. Uzaklara götür beni derdin ya hep, çok gideceğiz durmadan. Yağmur yağınca bile kapatmayacağız arabanın üstünü ıslana ıslana gidiceğiz, sen başını omuza koyacaksın öyle gidiceğiz. En sevdiğin yerde dururuz. Açarız şişelerimizi sen kendin gibi bet, çirkin sesinle şarkı söylersin bende kitlelere hitap eden orkestra şef’i edasıyla yönlendiririm aşkım re’den devam et re’den falan derim. Kutlarız bizi, bize içeriz, biz birlikte ölelim diye içeriz. Sen kullanırsın arabayı yorulunca ben. Ha ama o kadar yavaş gitmek yok anlaşalım. Gece olduğunda resimdeki sahilde dururuz. Sen mavi elbisen’i ruganlarını giyersin ben gün ışıyana kadar seni seyrederim. Sarhoş olurum sana bakarken. Tutarım elinden o yabacın kenarına gideriz, siyah atletimle sözlerini bağlarım hangi elimde yüzük bulursan evleniriz?
Biraz büyük konuşmuşum şimdi okudum da yazdıklarımı, poğaça yapamam ki. Düzelttim böyle daha iyi.

15 Aralık 2011 Perşembe

Kibrim En Sendiğim Yan'ım.//


Kaç hayat kaldı arkamda saymadım, toprağın altında. Ben ben gibi yaşamayı seçtim. Eğmeden eğilmeden, gerekirse tek başıma. Söylemek istediklerimi beğensinler diye değil inandığım için söyledim. Geçmişimi kapatıp temiz sayfalar açmadım. Tüm kirleriyle kabul edip devam ettim. Ben ben olduğum için bugün dik durdum. Bugün toprağın üstünde yarın yer değiştireceğim bedenimde ki ruh'a sadık kalarak. Ben elimi uzattıysam şefkat beklediğim için değil, istediğim için uzattım. Ben bugün üzüldüysem hak ettiğim için, üzdüysem hak ettikleri için üzdüm. Kusursuz olmadım öyle uğraşlarda da bulunmadım. Ben hep dürüst oldum istedikleri gibi ama gerçekler kırdıysa başkalarını dönüp özür dilemedim, gülümseyip devam ettim. Satılık hayatların bedelini ödeyecek kadar da ahmak olmadım. Bedelini ödemediğim hiçbir şeye de sahip.. Ben yeri geldi sadece gitmek istediğim için gittim, gerektiği için değil ama sonra dönüp de ben geldim demedim. Gittiysem gittim. Yalan söylediğim zamanlarda oldu ama en azından çaktırmadım, sırıtmadı hani. Ben sana çok şey yazdım senin bilmediğim, hiç okumadığım kime yazıldığını tahmin bile edemediğin. Bir şey isteseydim o’da sen olmazdın inan bana ‘biz’ olurdu. Beni kaldırmak zordu, çok saçmaladığım an oldu e bende de böyle işte. Sen beni böyle de istedin –meliydinde. Neyse uzadı uzar, bil istedim bir gün çok mutlu olacağız’ı vaat etmedim sadece her gün ben olacağım dedim, yanında.

Tabi ki gururum her şeyin üstündeydi, kibrim en sevdiğim yan'ım.

9 Aralık 2011 Cuma

Tarif, hepsi bu//


  Kapalı tüm kapıların ardı karanlıktı ve ben küçükken karanlıktan hep korktum. Büyüdüm değişir sandım ama gene korktum. Kaç cümle kurdum sonu karanlık sayısını ben bile unuttum. Fazla unutkanım aslında, mutfağa neden gittiğimi bile unuturum. Anlamadığım seni, neyse boş ver. Boş ver de seni neden unutamadım bunu sormaya bile korkar oldum. Her satır sonunda soru işaretleriyle boğuşmaktan yoruldum. O kadar karaktersiz gecelerin içinde kayboldum ki saçındaki huzur beni bulsun diye yalvardığım lavabo mermerleri soğukluğunu eksik etmedi, yüzümü tanımaya çalıştığım aynalarda. 
      Bana anlatmanı istediğim o kadar yemek tarifi var ki inan özlediğimden değil ha sırf bana onları anlatabil diye tüm çabalarım. Tamam belki beceremem yemek yapmayı kabul ama sen yaparken çok iyi izlerim, mesela. Öperim falan.  Ya aslında konuyu bağlamaya çalıştığım nokta, gömleklerim çok ütüsüz kaldı, pantolonuma ütü izi bile yapamıyorum. Gerisini sen düşün işte. Bir de şey var; duyduğun o tüm güzel cümleleri unutsan benim cümlelerim sadece en benim gibi olur beceremiyorum pek bilirsin de çikolatamı seninle paylaşabilirim? O’da olmazsa ilk ben yerim söz sana pasta bile yaparım ama tarifi anlatman lazım. Kaç bardak süt? Dedim ya tarifler için diye, özledim diye değil hani.
     Keşke özledim diyebilmek bu kadar zor olmasaydı kendimi iki yanına sınıfın en tembelleri oturtulmuş, sınıfın üçüncü en tembeli gibi hissediyorum. O değil de ben seni hiç özlemedim ha, sadece kokun ara sıra burnuma geliyor alakasız. Ara sıra da ellerini sakallarımda dolaştırasım. Bir de sarıladabilirdim ama özlemedim yani. Hepsi bu.

8 Aralık 2011 Perşembe

Bi'tap //



Sabah uyandığımda üzerime sinmiş  o sıra'dan kadınların kokusunu duyuyorum  bazen. Soyunuyorum her şeyimi çıkartıp kirliye atmak yetmiyor. Arınamıyorum bazı günahlarımdan bazı kirler sanki üzerime yapışmış gibi kurtulamıyorum. Pişmanlık duyduğum çok oluyor her dudakta bu son diye gözümü kapatarak seni öpmeye çalıştığım, bu son seni hayal ederek dokunduğum beden dediğim. Çırıl çıplak kalıyor hayat karşımda ben sadece susuyorum.  Küfürlerimi bonkörce savurduğum dudaklarım kapanmıyor. Deli saçması doğrularımla boğuşuyorum. Herkes bir saftayken, ben çok tek'im bu yan'da diyorum kendime. Seninle uyuyup kiminle uyandığımı bilmemek yırtık perdelerin arasından yüzüne yansıyan o güneşin en çirkin yüzü uyandırmak için, hani sanki kalk ve yüzleş gerçekle der gibi bağırıyor kulağıma. Bazen o kadar kifayetsizki yazdıklarım onlarca'lara okusam ikinci satırda okunmaktan vazgeçilecek makale kaderini yaşıyor, senin son satırına kadar hissedeceğin. Gerçekten bu kadar öte olabilir miydin? Komik. Gerçekten ben bu kadar öte'kilerde seni bulmaya çalışabilir miyim? Basit. Kendimi savunmaktan sıkıldım ha, her defasında haksızlığımı bile bile kendimi savunmaktan. Ben gene darlanıyorum tek meylim neden sana hala? Neden o kadar basit, neden sığ bütün sevişmeler yokluğunda? Neden anasonsuz bir an senden daha da uzaklaşacakmışım gibi hissettiriyor bana? Tek bir cevap ver neden sökük, yırtık ve istemsiz tüm hamlelerim? 
Yanmaktan değil de sana dokunurak yanamamaktan tedirgin bakışlarım, bu ürkekçe gözüken titremelerim de bundan. Korkmaktan değil de senden uzakta kalmaktan bi'tap, gerçeklerim.